52 AL 209’in Hikayesi

BÖLÜM 1: Bir Mirasın Temelleri – 1975 ve Büyük Babanın Vasiyeti
Her şey, Alper Güray’ın büyük babasının (dedesinin babasının) 1975 yılında Ankara’da bir hastanede yatarken bıraktığı vasiyetle başlar. Böbrek yetmezliğinden tedavi gören büyük baba, “Eğer bu hastaneden sağ çıkarsam köye bir ev yaptıracağım ve bir araba alacağım,” der. Ancak büyük baba iyileşemez ve 1975 yılında vefat eder.

Bunun üzerine Alper’in dedesi Erdem Güray, babasının bu arzusunu yerine getirmek için harekete geçer. Erdem Güray’ın Ankara’daki bir Renault bayisinin satış müdürü olan yakın arkadaşı, bir telefonla ona vitrinde duran süt beyazı bir Renault 12 ayırır. Aracı 17 ya da 18 Aralık 1975 tarihinde Bursa veya Ankara’dan bayiden sıfır olarak teslim alırlar. 1.90 boyundaki heybetli büyük babadan kalan mirasla alınan bu araç, ailenin 50 yıllık serüveninin başlangıcı olur.
Aracı teslim alıp yola çıktıklarında, Bolu Dağı’nda büyük bir dolu felaketine yakalanırlar. Diğer tüm araçlar ceviz büyüklüğündeki doludan göçük içinde kalırken, Erdem Bey bagajdaki araç çadırını hızla üzerine çekerek aracını tek bir çizik dahi almadan kurtarmayı başarır.
BÖLÜM 2: Ordu Şehrinde Bir Sembol – Erdem Güray ve Görev Yılları

Eski Ordu Otogarı’nın o meşhur yukarıdan çekilmiş üstteki fotoğrafına baktığınızda, sağ tarafta duran 209’u görürsünüz. O karenin en dikkat çekici detayı, aracın kaputuna yan yana oturmuş iki figürdür: Biri, disiplini ve duruşuyla terminalin ruhunu şekillendiren Dede Erdem Güray, diğeri ise onunla omuz omuza görev yapan dönemin Zabıt Müdürüdür.

Ordu’da oldukça tanınan bir isim olan Dede Erdem Güray, belediye başkan yardımcılığı ve şehirler arası otobüs terminali müdürlüğü yapmış güçlü bir karakterdir. İş ahlakı ve inadıyla nam salan Erdem Bey, dönemin valisinin eşi belediyeden özel işleri için araç talep ettiğinde, “Devletin benzinini senin işlerin için harcatmam” diyerek tüm araç anahtarlarını odasında toplatmış ve bu tavrı nedeniyle bir yıl açığa alınmıştır.

Bu açığa alınma döneminde, o zamanlar bembeyaz ve “gelin gibi” parlayan 209’un hevesini almak için bir süreliğine belediye taksiciliği yapmıştır. Öyle titizdir ki, müşteriler camı açıp sigara içmesin diye cam kollarını sökmüş, bozuk yol görünce “Bu araba buradan gitmez,” diyerek yolcuları indirip paralarını iade etmiştir.
BÖLÜM 3: Renklerin Hikayesi – Beyazdan Bal Rengine, Baldan Kırmızıya

Aracın orijinal rengi beyazdır ancak bu durum uzun sürmez. O dönem Ordu’da bir akrabalarında aynı renk ve modelde “52 AL 242” plakalı bir araç daha vardır. Bu akrabanın uyuşturucu işlerine karışması nedeniyle polisler sürekli beyaz Renault’ları durdurmaktadır. Bir gün Erdem Bey bir balıkçı restoranındayken polislerin kendi aracını (209) ihbar üzerine aramaya çalıştığını görünce durumu izah eder ve emniyetten özür mahiyetinde çiçekler alır. Ancak bu karışıklıklardan sıkılan Erdem Bey, anahtarı şoförüne atıp “Ne halin varsa gör, boyat şunu,” der ve araç bal rengine çevrilir.



Kırmızı renge geçiş ise hem bir kaza hem de çocukların ısrarı sonucudur. Bal rengindeyken aracın üzerine balkondan porçöz benzeri bir madde damlar; silmeye çalışınca boya tamamen dağılır. Alper’in babası ve amcası da çocukken sürekli “Baba kırmızı olsun,” diye tutturdukları için araç 1980’li yılların sonunda bugünkü Carmen kırmızısı rengine kavuşur.
BÖLÜM 4: 209’un Karakteri ve Dede Yadigarının Ritüelleri

Erdem Bey, 209’a bir çocuk gibi bakmıştır. Köydeki evin önüne bir çardak yaptırmış, yağmurdan ve güneşten korumak için aracı hep oraya çekmiştir. Çardağın altındaki o meşhur lamba ve her yaz kurulan rakı-meze sofraları, aracın ve dedenin en büyük keyfidir. Dede, her pazar sabahı saat 9:00’da aracı mutlaka çalıştırır, yanında oturup sigarasını (günde 3 paket Parliament) içer ve araçla dertleşirdi: “Ah 209, dilin olsa da konuşsak,” derdi.

Araca o kadar düşkündür ki, fındık hasat zamanı bagaja asla 6. çuvalı attırmaz, gerekirse dışarıdan arazi aracı tutardı. Ancak yaşlandıkça ve sağlık sorunları (vertigo, kalp rahatsızlıkları) artınca, bir gün aracı yola çıkarmış ama başı dönünce geri dönmek zorunda kalmıştır. O gün kaputa vurup “Benden bu kadar 209, ben dinleniyorsam sen de dinleneceksin,” diyerek aracı takozların üzerine almış ve yaklaşık 9-11 yıl sürecek sessiz bir bekleyiş başlamıştır.
BÖLÜM 5: Vasiyetin Devri ve Büyük Uyanış
Erdem Güray, vefatından kısa süre önce torunu Alper’e, “Bu 209’u ya dirilt eski hali olsun ya da bu çardağın altında çürüsün gitsin ama başkasına yar etmeyin,” diyerek son arzusunu dile getirir. 12 Aralık 2022’de dedenin vefatından sonra Alper, üzerindeki 12-13 ortağın hakkını binbir güçlükle alarak aracı sahiplenir.
Aracı garajdan çıkardığında durum hüzün vericidir; her yer toz, küf ve nem içindedir. Motor berbat haldedir. Alper, aracı dedesinin ezelden beri güvendiği, “öldü” sanılan ama aslında yaşayan eski dostu İlhan Usta’ya teslim eder. İlhan Usta, 209’u görünce ağlayarak, “Getirin onu bana, o da beni özlemiştir,” der ve çocuklara (çıraklara) ellettirmeden aracı bizzat kendisi “Dolmabahçe sarayındaki varaklı saat” gibi çalışır hale getirir.
BÖLÜM 6: Restorasyon Serüveni – Her Parçada Bir Anı
Alper, aracı “Faz 1” (ilk seriler) haline döndürmek için Türkiye’nin dört bir yanından orijinal parçalar toplamaya başlar.
- Tamponlar: Uzun süre “oluklu” ön tampon aramış, bu süreçte birçok ikinci el parça ile cebelleşmiştir.
- Ateşleme: Orijinal Solex karbüratörü tamir ettirmiş, “Mako” distribütörden vazgeçmemiştir.
- Detaylar: Kemik direksiyon, baklava desenli jant kapakları ve dedesinin o meşhur kılıfları restorasyonun ruhunu oluşturur.
Aracın güncel kilometresi yaklaşık 138.706’dır ve Alper her fırsatta motoru “açmak” için Giresun ve Ordu sahilinde turlamaktadır. Bir keresinde muayene sırasında su kaynatmış, bir martı tertemiz arabasına pislediğinde sinirden tüm jantları baştan silmiş, ancak her seferinde dedesinin hatırasıyla bu yorgunluğunu atmıştır.
Sonsöz: 209’un Geleceği

Alper Güray için 52AL209 , sadece bir metal yığını değil; dedesiyle kurduğu bağın yaşayan temsilcisidir. Hedefi, dedesinin ölüm yıldönümünde aracı tamamen orijinal haliyle şoförüyle buluşturmaktır. 209, Ordu sokaklarında süzülürken sadece bir klasik otomobil değil, bir ailenin vasiyetini ve anılarını omuzlarında taşımaya devam etmektedir.

